Ana Sayfa / Teknoloji / Yapay Zeka / Yapay Zeka Devrimi : 1. Uzak Gelecek Çok Yakında
yapay zeka

Yapay Zeka Devrimi : 1. Uzak Gelecek Çok Yakında

Burada duruyor olmak nasıl bir his?
 
Durması bayağı etkileyici bir yere benziyor — ama bir zaman çizelgesinde durmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlayalım: sağınızda ne olduğunu göremiyorsunuz.
 Yani aslında orada durmak böyle bir his:
Muhtemelen gayet normal geliyor…

Bir zaman makinesine binip 1750’ye döndüğünüzü düşünün — dünyada elektriğin olmadığı, uzun mesafe iletişimin ya yüksek sesle bağırmak, ya da havaya top ateşlemek anlamına geldiği, ve tüm ulaşımın saman üzerinden gerçekleştiği bir zaman. Oraya vardığınızda, rastgele birini alıp 2015’e getiriyorsunuz ve etrafı gezdirip her şeye tepki göstermesini izliyorsunuz. Otobanda yarışan parlak kapsüller görmenin, okyanusun diğer tarafında bulunan biriyle konuşmanın, 1000 kilometre uzakta oynanan sporları izlemenin, 50 yıl önce gerçekleştirilen bir müzikal performansı dinlemenin, ve gerçek hayattan bir görüntü yakalayabileceği, yaşanan bir anı kaydedebileceği, nerede olduğunu gösteren hareketli doğaüstü mavi bir noktanın bulunduğu bir harita yaratabileceği, ülkenin diğer ucunda olsa bile biriyle yüz yüze konuşabileceği ve daha dünya dolusu sihir yapabileceği büyülü dikdörtgen kutumu kullanmanın onun için nasıl bir şey olduğunu anlamamız imkansız. Bunların hepsi ona interneti göstermenizden, ya da Uluslararası Uzay İstasyonu’nu, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nı, nükleer silahları veya genel görelilik gibi şeyleri açıklamadan önce hem de.

Onun için bu tecrübe şaşırtıcı veya şok edici veya dudak uçuklatıcı olmazdı—bu kelimeler yeterince büyük değil. Ölebilirdi bile.

Ama asıl ilginç şey şu — eğer 1750’ye geri döndükten sonra bizim onun tepkisini görmemizi kıskandıysa ve aynı şeyi denemeye karar verdiyse, zaman makinesine binip zamanda aynı mesafede geriye giderdi, 1500 civarı bir yıldan birini alıp 1750’ye getirir ve ona her şeyi gösterirdi. Ve 1500’den gelen adam birçok şeye şaşırırdı — ama ölmezdi. Onun için çok daha az delice bir tecrübe olurdu, çünkü 1500 ve 1750 bayağı farklı olsa da, 1750 ve 2015 kadar farklı değillerdi. 1500’deki adam uzay ve fizikle ilgili bazı akıl almaz şeyler öğrenirdi, Avrupa’nın şu emperyalizm modasını ne kadar sevdiğini görünce etkilenirdi, ve aklındaki dünya haritasında büyük değişiklikler yapması gerekirdi. Ama 1750’deki günlük yaşamı izlemek — ulaşım, iletişim, vb. — onu kesinlikle öldürmezdi.

Hayır, 1750’deki adam bizim onunla eğlendiğimiz kadar eğlenmek istiyorsa, onun çok daha geriye gitmesi gerekirdi — belki MÖ 12,000’e kadar falan, Tarım Devrimi’nin ilk şehirlere ve uygarlık fikrini doğurmasından öncesine kadar gitmesi gerekirdi. Eğer tamamiyle avcı-toplayıcı dünyasından biri — insanların aşağı yukarı bir başka hayvan türü olduğu zamandan biri — 1750’nin geniş insan imparatorluklarını, yükselen kiliselerini, okyanusu aşabilen gemilerini, “içeride” olma konseptlerini, ve devasa bilgi birikimlerini ve keşiflerini görse — muhtemelen ölürdü.

Ya o da öldükten sonra, kıskanıp aynı şeyi yapmak istese? Eğer 12,000 yıl öncesine, MÖ 24,000’e gidip birini tutsa MÖ 12,000’e getirse ve ona her şeyi gösterse, getirdiği herif “Ee napalım yani, kimin umrunda?” falan derdi. MÖ 12,000’deki herifin aynı eğlenceyi yaşaması için, 100 bin yıl öncesine gidip ateşi ve konuşma dilini ilk kez gösterebileceği birini getirmesi gerekirdi.

Birinin geleceğe gidip tecrübe edecekleri şoktan ölmeleri için, bir “öldüren gelişme seviyesi” [ya da bir Öldüren Gelişme Birimi (ÖGB)] yaşanmış kadar ileri gitmeleri gerekirdi. Demek ki avcı-toplayıcı zamanlarında bir ÖGB için 100,000 yıldan fazla süre geçmesi gerekiyordu, ama Tarım Devrimi sonrasında, yalnızca 12,000 yıl falan gerekti. Sanayi Devrimi sonrasında dünya o kadar hızlı gelişti ki 1750’deki birinin bir ÖGB yaşanmış olması için yalnızca birkaç yüzyıl ileri gitmesi gerekiyor.

İvme Kanunu

Bu şablon —insan gelişiminin zaman ilerledikçe daha da hızlı ilerlemesi—, fütürist Ray Kurzweil’in “insan tarihinin İvme Kanunu” dediği şey. Bunun yaşanmasının sebebi daha gelişmiş uygarlıkların, az gelişmiş uygarlıklara göre daha hızlı gelişme kabiliyetine sahip olmaları — çünkü daha gelişmişler.  19. yüzyılda insanlık, 15. yüzyıla göre daha fazla bilgiye ve daha gelişmiş teknolojiye sahipti, bu yüzden insanlığın 19.  yüzyılda 15. yüzyıla göre daha ileri gelişmeler yaşaması şaşılacak bir şey değil — 15. yüzyıldaki insanlık, 19. yüzyıldaki insanlığın dengi değildi.

Bu daha küçük ölçeklerde de çalışıyor. Geleceğe Dönüş filmi 1985’te çıktı, ve “geçmiş” 1955’te yer aldı. Filmde, Michael J. Fox 1955’e döndüğünde, televizyonun yeniliği, soda fiyatları, kulak tırmalayan elektro gitarların henüz popülerleşmemiş olması ve argodaki farklılıklar tarafından şaşkınlığa uğratılmıştı. Farklı bir dünyaydı, evet — ama eğer film bugün çekilseydi ve geçmiş 1985’te yer alsaydı, film daha büyük farklılıklarla daha eğlenceli olabilirdi. Karakterimiz; kişisel bilgisayarlar, internet veya cep telefonlarının olmadığı bir zamanda olurdu — filmdeki Marty McFly 1955’te kendini ne kadar zamanının dışında hissettiyse, bugünün Marty McFly’ı — yani 90’ların sonlarına doğru doğan bir genç, 1985’te kendini zamanının çok daha dışında hissederdi.

Bunun sebebi az önce bahsettiğimiz şeyin sebebiyle aynı — İvme Kanunu. 1985 ve 2015 arasındaki ortalama gelişme hızı, 1955 ve 1985 arasındakinden fazlaydı — çünkü 1985-2015 arasında dünya, daha gelişmiş bir dünyaydı —. Son 30 yılda, ondan önceki 30 yıla kıyasla daha çok değişim yaşandı.

Yani — gelişmeler büyüdükçe büyüyor ve çok, çok daha hızlı yaşanıyor. Bu geleceğimizle ilgili etkileyici bazı şeyler söylüyor, değil mi?

Kurzweil, 20. yüzyılda yaşanan bütün gelişmelerin, 2000 yılındaki gelişme hızıyla yalnızca 20 yılda tamamlanabileceğini söylüyor — diğer bir deyişle, 2000 yılında gelişme hızı, 20. yüzyıldaki ortalama gelişme hızından beş kat daha hızlıydı. 20. yüzyıl değerinde bir gelişmenin 2000 ile 2014 arasında yaşandığına, ve 20. yüzyıl değerinde bir gelişmenin daha 2021’e kadar yaşanacağına inanıyor, yalnızca yedi yıl içinde.  Birkaç on yıl sonra, 20. yüzyıl değerinde bir gelişmenin aynı yıl içinde birkaç kez yaşanacağına, biraz daha süre sonra ise, bir aydan kısa sürede yaşanacağına inanıyor.  Yani neticede Kurzweil, İvme Kanunu dolayısıyla 20. yüzyılda yaşanan gelişmenin 1,000 katının 21. yüzyılda yaşanacağına inanıyor.

Eğer Kurzweil ve ona katılanlar haklıysa, 1750’deki adamın 2015’te şaşırdığı kadar biz de 2030’da şaşırabiliriz — yani bir sonraki ÖGB yalnızca birkaç on yıl içinde yaşanabilir — ve 2050’de dünya bugünkünden o kadar farklı olabilir ki tanıyamayabiliriz bile.

Bu bilim kurgu değil. Sizden veya benden daha akıllı ve bilgili birçok bilim insanının inandığı bir şey bu — ve tarihe bir göz atarsak, mantıken tahmin etmemiz gereken şey de bu.

O zaman neden, “dünya 35 yıl sonra tamamen tanınamayacak bir halde olabilir” gibi bir şey dediğimde, içinizden “Güzelmiş… ama yok ya……” diyorsunuz? Geleceğe dair acayip tahminlere karşı şüpheci bir tavır takınmamızın üç sebebi var:

1) Konu tarih olduğunda, düz çizgiler halinde düşünüyoruz. Önümüzdeki 30 yıldaki gelişmeyi hayal ederken, önceki 30 yılı göz önüne alıyoruz. 21. yüzyılda dünyanın ne kadar değişeceğini düşünürken, 20. yüzyıldaki gelişmeyi alıp 2000 yılına ekliyoruz. 1750’deki adamımızın 1500’ten birini getirip kendisinin aynı mesafe kadar gelecekte yaşadığı şaşkınlığı yaşamasını beklerken yaptığı hata da buydu. Üstel düşünmemiz gerekirken doğrusal düşünmemiz gayet içgüdüsel bir olay. Eğer biri bu konuda daha akıllıca düşünmek isterse, önümüzdeki otuz yılın gelişmesini önceki otuz yıla bakarak değil de, şu ankigelişme hızını göz önüne alarak tahmin edebilir. Daha isabetli olurdu, ama yine de oldukça isabetsiz. Gelecek hakkında doğru bir biçimde düşünmek için, şeylerin şu anda ilerlediklerinden çok daha hızlı ilerlediklerini hayal etmeniz gerek.

2) Yakın geçmişin gidişatı genelde çarpıtılmış bir öykü anlatıyor. Öncelikle, sarp bir üstel eğri bile yalnızca ufak bir kısmına baktığınızda doğrusal durur, tıpkı büyük bir çemberin ufak bir kısmına yakından baktığınızda neredeyse düz bir çizgiye benzemesi gibi.  İkinci olarak, üstel büyüme tamamiyle düz ve tek şekilli değil. Kurzweil, gelişmenin “S eğrileri” şeklinde yaşandığını açıklıyor:

insalığın gelişimi – zaman

Bir S, yeni bir paradigma dünyaya yayıldığında oluşan gelişme dalgası tarafından yaratılıyor. Eğri üç evreden geçiyor:

  1. Yavaş büyüme (üstel büyümenin erken safhası)
  2. Hızlı büyüme (üstel büyümenin son, patlayıcı safhası)
  3. Söz konusu paradigma olgunlaştıkça bir düzleşme

Eğer yalnızca yakın geçmişe bakarsanız, S eğrisinin şu an üzerinde bulunduğunuz parçası, gelişmin ne kadar hızlı yaşandığını görmenize engel olabilir. 1995 ve 2007 arasındaki süre zarfı internetin patlamasını, Microsoft, Google ve Facebook’un halk arasında yaygınlaşmasını, sosyal medyanın doğuşunu, ve cep telefonlarının, sonra da akıllı telefonların tanıtımını gördü. 2. Evre buydu: S’nin ani büyüme kısmı. Ama 2008-2015 arası, teknolojik açıdan bakarsak, daha az çığır açıcı oldu. Bugün gelecek hakkında düşünen birisi, şu anki gelişme hızını ölçmek için son birkaç yılı inceleyebilir, ama bu büyük resmi kaçırmak olur. Hatta, tam şu an, yeni ve kocaman bir 2. Evre büyümesi hazırlanma safhasında olabilir.

3) Kişisel tecrübemiz bizi gelecek hakkında adeta inatçı ihtiyarlar yapıyor.Dünya hakkındaki düşüncelerimizi kişisel tecrübelerimize dayandırıyoruz, ve bu tecrübe yakın geçmişteki gelişme hızını kafalarımıza “işlerin işleyişi” olarak kazımış durumda. Tecrübemizden gelecek hakkında tahminler yapan hayal gücümüz tarafından da sınırlanmış durumdayız — ama genelde, bildiğimiz şeyler bize gelecek hakkında doğru tahminler yapmak için gereken şeyleri vermiyor. Gelecek hakkında, bizim tecrübeye dayalı “işlerin nasıl işlediği fikri“yle çelişen bir tahmin duyduğumuzda, içgüdümüz bunun saf bir tahmin olduğunu söylüyor. Eğer size, bu yazının ilerleyen kısımlarında, 150 veya 250 yaşına kadar yaşayabileceğinizi, hatta ölmeyeceğinizi söylesem, içgüdünüz “Saçmalık ya — eğer tarihten bildiğim tek bir şey varsa, o da herkesin öldüğüdür.” der. Ve evet, geçmişte ölmeyen kimse olmadı. Fakat uçaklar icat edilmeden önce uçak uçuran kimse de olmamıştı.

Yani bu yazıyı okurken içinizden geçen “yok yaaaaa” hissi size doğru gibi gelse de, muhtemelen yanlış. Gerçek şu ki, eğer duruma gerçekten mantıksal yaklaşıyorsak ve tarihsel şablonların devam etmesini bekliyorsak, önümüzdeki yıllar içinde beklediğimizden çok, çok, çok daha fazlasının değişeceği sonucuna varmalıyız. Mantık ayrıca şunu iddia ediyor: eğer bir gezegendeki en gelişmiş canlı türü ileri doğru daha büyük adımlar atmaya hızlanarak devam ediyorsa, bir noktada, o kadar büyük bir adım atacaktır ki, bilinen kadarıyla yaşamı ve insan olmanın ne anlama geldiğini tamamen değiştirecektir. Tıpkı evrimin, insanoğluna doğru çok büyük bir sıçrama yapana dek zekaya doğru büyük adımlar atmaya devam etmiş olması, ve insanoğluna yaptığı sıçramadan sonra her canlı için Dünya’da yaşamanın ne anlama geldiğini kökten değişmiş olması gibi. Ve eğer bilim ve teknolojide günümüzde neler yaşandığını öğrenmeye biraz vakit ayırıyorsanız, bildiğimiz kadarıyla yaşamın bir sonraki adıma karşı koyamayacağının belirtilerini görmeye başlarsınız.

KaynakKaynak

Mutlaka İncele

Yapay Zeka Devrimi : 8. Gelecek Neden En İyi Hayalimiz Olabilir (Nanoteknoloji)

YZ dünyasıyla ilgili öğrendim ki, insanların şaşırtıcı derecede büyük bir çoğunluğu burada bulunuyor: Emin Köşe’deki …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir