Ana Sayfa / Teknoloji / Yapay Zeka / Yapay Zeka Devrimi : 8. Gelecek Neden En İyi Hayalimiz Olabilir (Nanoteknoloji)

Yapay Zeka Devrimi : 8. Gelecek Neden En İyi Hayalimiz Olabilir (Nanoteknoloji)

YZ dünyasıyla ilgili öğrendim ki, insanların şaşırtıcı derecede büyük bir çoğunluğu burada bulunuyor:

Emin Köşe’deki insanlar heyecan dolu. Gözlerini kalasın eğlenceli kısmına dikmiş durumdalar ve oraya doğru ilerlediğimizden eminler. Onlar için gelecek, şimdiye kadar umut edebilecekleri her şey, hem de tam zamanında.

Bu insanları daha sonra bahsedeceğimiz diğer düşünürlerden ayıran şey kalasın mutlu tarafına duydukları arzu değil— düşeceğimiz tarafın orası olduğuna duydukları güven.

Bu güvenin nereden geldiği tartışmaya açık. Eleştirmenler, göz kamaştırıcı heyecanlarından dolayı muhtemel olumsuz sonuçları ya görmezden geldiklerine ya da reddettiklerine inanıyor. Ama inananların dediğine göre kıyamet günü senaryoları yaratmak toyluk. Çünkü her şey göz önüne alındığında teknolojinin bize zararından çok yararı dokundu ve muhtemelen öyle olmaya da devam edecek.

İki tarafa da değineceğiz. Okumaya devam ettikçe bu konuda kendi fikirlerinizi oluşturabilirsiniz, ama bu kısım için şüpheciliğinize bir ara verin ve gelin, denge kalasının eğlenceli tarafında ne olduğuna bir göz atalım—ve okuduğunuz şeylerin gerçekten yaşanabileceği gerçeğini sindirelim. Bir avcı-toplayıcıya iç mekan rahatlığımızı, teknolojimizi ve sonsuz bolluğumuzu gösterseniz, ona büyü gibi gelirdi. Aynı derecede akıl almaz bir değişimin geleceğimizde gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu kabul edecek kadar alçakgönüllü olmamız gerek.

Yapay zeka geldiğinde bizim için iyi mi kötü mü olacak

Nick Bostrom, süperzeki bir YZ sisteminin nasıl çalışacağına dair üç yol gösteriyor:

  • Bir kahin olarak: kendisine sunulan neredeyse her soruya doğrulukla cevap verebilecek bir sistem, insanların kolaylıkla cevaplayamadığı karmaşık sorular da dahil—mesela Nasıl daha verimli bir araba motoru üretebilirim? Google ilkel bir kahin tipi.
  • Bir cin olarak: kendisine verilen herhangi bir üst seviye komutu gerçekleştirebilecek —Yeni ve daha verimli bir araba motoru üretmek için moleküler bir birleştirici kullan— ve sonraki komutu bekleyecek bir sistem.
  • Egemen bir güç olarak: kendisine geniş ve açık uçlu bir meşgale verilip dünyada özgürce çalışmasına ve en iyi şekilde ilerlemek için kendi kararlarını vermesine izin verilen bir sistem — İnsanların ulaşımını sağlamak için arabalardan daha hızlı, daha ucuz ve daha güvenli bir yöntem icat et.

Bu sorular ve görevler bize karmaşık gelse de, süperzeki bir sisteme birinin sizden “Kalemim masadan düştü” diyerek yardım istemesi gibi gelir: kalemi yerden alır, masaya geri koyarsınız.

Yukarıdaki grafikte bulunan Kaygılı Cadde sakinlerinden Eliezer Yudkowsky’ningüzel bir sözü var:

Zor sorun yoktur, yalnızca belirli bir zeka seviyesine zor sorunlar vardır. Birazcık yukarı ilerlerseniz [zeka seviyesinde], bazı sorunlar “imkansız”dan “apaçık” hale gelecektir. Önemli bir miktar ilerleyin, hepsi apaçık olacaktır.

Emin Köşede bir sürü istekli bilim insanı, mucit ve girişimci bulunuyor—ama YZ ufkunun en parlak tarafında bir tur için, rehberimiz olarak isteyeceğimiz yalnızca bir kişi var.

Ray Kurzweil kutuplaştırıyor. Okuduklarımda ona tapmaktan tutun fikirlerine göz devirmeye dek her şeyi gördüm. Diğerleri ortada bir yerdeydi—yazar Douglas Hofstadter, Kurzweil’ın kitaplarındaki fikirleri tartışırken etkileyici bir şey ortaya sürdü: “sanki çok iyi bir sürü yemeğe köpek dışkısı karıştırmışsınız da neyin iyi neyin kötü olduğunu kesinlikle anlayamayacak hale gelmişsiniz gibi”.

Fikirlerini ister beğenin ister beğenmeyin, herkes Kurzweil’ın etkileyiciliği konusunda hemfikir. Bir şeyler icat etmeye gençken başladı ve ilerleyen yıllarda çığır açan icatlar buldu. Bunların arasında ilk yatay yarayıcı, metni sesli okuyan ilk tarayıcı (görme engellilerin sıradan metinleri okuyabilmesini sağladı), ünlü Kurzweil müzik synthesizer’ı (ilk hakiki org), ve piyasaya çıkan ilk büyük dağarcıklı konuşma tanıma. ABD’de en iyi satan beş kitabı var. Göze çarpan tahminleriyle biliniyor ve tahminlerinin gerçekleşme oranı oldukça iyi—internetin pek az bilindiği 80’li yıllarında sonunda yaptığı, internetin 2000li yılların başlarında dünya çapında yayılacağı tahmini de var. Kurzweil için Wall Street Journal “dinlenmeyen dahi”, Forbes “nihai düşünme makinesi”, Inc. Magazine “Edison’un hakiki varisi”, ve Bill Gates “yapay zekanın geleceğini tahmin etmede tanıdığım en iyi insan” dedi. 2012’de Google’ın kurucularından Larry Page, Kurzweil’dan Google’ın Mühendislik Müdürü olmasını istedi. 2011’de, NASA’nın ev sahipliği yaptığı ve Google’ın kısmen sponsoru olduğu Singularity Üniversitesi’nin kurucularından oldu. Bir yaşam için fena değil.

Bu biyografi önemli. Kurzweil gelecek görüşünü açıkladığında çıldırmış gibi geliyor ama asıl çılgın şey çıldırmış olmaması— oldukça akıllı, bilgili ve konuyla alakalı bir insan. Gelecek hakkında yanıldığını düşünebilirsiniz, ama aptal değil. Ne dediğini bilen bir abimiz olması beni mutlu ediyor, çünkü gelecek tahminlerini öğrendikten sonra fena halde haklı olmasını istiyorum. Siz de istiyorsunuz. Kurzweil’ın, Peter Diamandis ve Ben Goertzel gibi başka birçok Emin Köşe düşünürleri tarafından paylaşılan tahminlerini duydukça, neden kendilerine ‘tekillikçiler’ diyen büyük ve tutkulu bir takipçi kitlesi olduğunu anlamak zor değil.  İşte olacağını düşündüğü şeyler:

yapay zeka devrimi

Zaman Çizelgesi

Kurzweil bilgisayarların YGZ’ye 2029’a kadar ulaşacağını ve 2045’e kadar yalnızca YSZ değil, tekillik dediği yepyeni bir dünyamız olacağını düşünüyor. YZ ile ilgili tahmin ettiği zaman çizelgesi son derece fazla istekli olarak görülüyordu, çoğu kişi tarafından hala öyle görülüyor; ama son 15 yıl içinde yaşanan YDZ’deki hızlı gelişmeler, YZ uzmanlarının büyük bir kısmını Kurzweil’ın zaman çizelgesine çok daha yaklaştırdı. Tahminleri, Müller ve Bostrom’un anketindeki ortalama cevaptan (YGZ 2040, YSZ 2060) birazcık daha hevesli, ama o kadar da değil.

Kurzweil’ın 2045 tekilliği tanımı, üç eş zamanlı devrimden geliyor: biyoteknoloji, nanoteknoloji, ve en önemlisi, YZ.

Devam etmeden önce — YZ’nin geleceği hakkında okuduğunuz neredeyse her şeyde nanoteknoloji geçiyor, o yüzden sizi iki dakikalığına şu kutuya çağırıyorum—

[ÇN: Kendi sitesinde çok güzel bir mavi kutuda anlatmış fakat ben normal devam etmek zorundayım]

Nanoteknoloji Mavi Kutu

1 ila 100 nanometre arasındaki büyüklükteki maddeyi kontrol etmeye uğraşan teknolojiye nanoteknoloji diyoruz. Bir nanometre, bir metrenin milyarda biri, veya bir milimetrenin milyonda biri, ve bu 1-100 aralığı virüsleri (100 nm), DNA’yı (10 nm genişliğinde), ve hemoglobin (5 nm) ile glükoz (1 nm) gibi büyük moleküller kadar küçük olan şeyleri kapsıyor. Nanoteknolojiyi zaptedebilirsek/ettiğimizde, sonraki adım ayrı ayrı atomları (~.1 nm) kontrol etmek olacak.

İnsanların bu aralıktaki maddeleri idare etme mücadelesini anlayabilmek için gelin ölçeği büyütelim. Uluslararası Uzay İstasyonu, Dünya’dan 268 mi (431 km) yukarıda. Eğer insanlar, kafaları UUİ’ye kadar ulaşan devler olsaydı, şimdikinden 250 bin kat büyük olurlardı. Eğer 1nm – 100nm nanoteknoloji aralığını 250 bin kat büyük yaparsanız, .25 mm – 2.5 cm elde edersiniz. Yani nanoteknoloji, UUİ kadar uzun dev bir insanın, bir kum tanesiyle bir göz aralığındaki büyüklükte bulunan malzemelerle çapraşık objeler yapmaya çalışmasına eşit. Sonraki seviyeye ulaşmak—ayrı atomları kontrol etmek— için devin, milimetrenin 1/40ı büyüklüğünde —o kadar küçük ki normal büyüklükteki insanlar anca mikroskopla görebiliyor— objeleri dikkatlice yerleştirmesi gerekiyor.

Nanoteknolojiden ilk kez Richard Feynman, 1959’da bir konuşmasında bahsetti: “Fizik kuralları, görebildiğim kadarıyla, maddeleri atom atom oynatabilme ihtimaline karşı bir şey söylemiyor. Kurallara göre… bir fizikçinin, bir kimyacının yazdığı herhangi bir kimyasal maddeyi sentezlemesi mümkün… Nasıl? Atomları kimyacının söylediği yerlere koy, maddeyi elde et.” Bu kadar basit. Eğer ayrı ayrı atomları veya molekülleri hareket ettirmeyi bulursanız, gerçek anlamda her şeyi yapabilirsiniz.

Nanoteknoloji ilk kez 1986’da, temellerini mühendis Eric Drexler ufuk açıcı kitabı Engines of Creation’da atınca ciddi bir dal haline geldi. Ama Drexler, nanoteknoloji konusundaki en çağdaş fikirleri öğrenmek isteyenlerin 2013’te çıkan kitabı Radical Abundance’ı okumalarını öneriyor.


Gri Çamur (Gray Goo) Daha Mavi Kutu

Şimdi bir sapmanın içindeki bir sapmadayız. Bayağı eğlenceli.

Neyse, sizi buraya getirdim çünkü nanoteknolojinin gerçekten eğlenceli olmayan bir kısmından bahsetmem gerekiyor. Nanoteknoloji teorisinin eski modellerinde önerilen bir nanobirleştirme yöntemi, bir şey oluşturmak için beraber çalışan trilyonlarca minik nanobot yaratmaktan bahsediyordu. Trilyonlarca nanobot yapmanın bir yolu kendini kopyalayabilen bir tane yapıp, üretim sürecini kendi haline bırakmaktı. O bir tane ikiye, iki dörde, dört sekize dönüşürdü ve bir gün içinde birkaç trilyon hazır olurdu. Üstel büyümenin gücü işte. Akıllıca, değil mi?

Evet akıllıca, ta ki kazara Dünya’nın sonunu getirinceye kadar. Olay şu ki, kısa sürede bir trilyon nanobot yapmayı uygun hale getiren üstel büyümenin gücü, kendini kopyalamayı korkutucu bir olasılığa dönüştürüyor. Çünkü ya bir arıza çıkarsa ve sistem, kopyalama sürecini beklendiği gibi birkaç trilyona ulaşınca kapatmazsa ve nanobotlar kopyalanmaya devam ederse? Nanobotlar kopyalama sürecini beslemek için karbon temelli herhangi bir materyali tüketmek üzere tasarlanmış olurlardı, ve maalesef, tüm yaşam karbon temellidir. Dünya’nın biyokütlesi aşağı yukarı 1045 karbon atomu içeriyor. Bir nanobot 106 karbon atomundan oluşurdu, yani 1039 adet nanobot Dünya’daki tüm yaşamı tüketirdi. Bu da 130 kopyalamada ( 2130 yaklaşık olarak 1039 ediyor) gerçekleşirdi. Nanobot okyanusları (gri çamur bu oluyor) gezegende akar giderdi. Bilim insanları bir nanobotun yaklaşık 100 saniyede kopyalanabildiğini düşünüyor, yani küçük bir hata maalesef Dünya’daki tüm yaşamı 3.5 saat içinde bitirirdi.

Daha da kötü bir senaryo—eğer bir terörist bir şekilde nanobot teknolojisi ele geçirse ve nasıl programlayacağını bilse, birkaç trilyon tane yaratıp onları birkaç hafta boyunca kimseye fark ettirmeden dünyanın dört bir köşesine eşit şekilde dağılmaları için programlayabilirdi. Sonra, hepsi aynı anda saldırırdı, ve her şeyi tüketmeleri 90 dakika sürerdi—ve hepsi dağılmış bir halde olduğu için, onlarla savaşmanın hiçbir yolu olmazdı.

Bu korku hikayesi yıllardır tartışılıyor olsa da bir iyi haber: şişirilmiş olabilir—”gri çamur” terimini bulan kişi olan Eric Drexler, bu yazıdan sonra bana bir eposta atarak gri çamur senaryosu hakkındaki düşüncelerini açıkladı: “İnsanlar korku hikayelerini sever, bu hikaye zombilere ait. Fikrin kendisi beyin yiyor.”


Nanoteknoloji Mavi Kutu (Devamı)

Nanoteknolojiyi gerçekten hallettiğimizde teknolojik alet, kıyafet, yemek, biyolojiyle alakalı ürünler—yapay kan hücreleri, küçük virüs veya kanser hücresi yok edicileri, kas dokusu, vb. — her şeyi yapabiliriz. Ve nanoteknoloji kullanan bir dünyada, bir maddenin maliyeti artık az bulunurluğuna veya üretim sürecinin zorluğuna bağlı olmaz, atomik yapısının ne kadar karmaşık olduğuna bağlı olur. Nanoteknolojik bir dünyada, bir elmas bir silgiden daha ucuz olabilir.

Henüz oraya varmadık. Ve oraya varmanın ne kadar zor olacağına az mı değer biçiyoruz çok mu, belli değil. Ama o kadar da uzak değiliz. Kurzweil oraya 2020li yıllarda varacağımızı tahmin ediyor. Hükümetler nanonteknolojinin Dünya’yı yerinden oynatacak bir gelişme olduğunu biliyor ve nanoteknoloji araştırmasına milyarlarca dolar yatırım yapmış durumdalar (ABD, AB ve Japonya şimdiye kadar toplam 5 milyar dolardan fazla yatırım yaptı).

Süperzeki bir bilgisayarın nanoölçekli bir birleştiriciye erişiminin olduğunun ihtimalini düşünmek bile son derece çarpıcı. Ama nanoteknoloji bizim bulduğumuz, bizim fethetme eşiğinde olduğumuz bir şey. Ve bizim yapabildiğimiz her şey bir YSZ sistemine şaka gibi geleceği için, YSZ’nin insan beyninin anlayamayacağı kadar ileri ve güçlü teknolojiler bulacağını varsaymak zorundayız. Bu sebeple, “eğer YZ Devrimi bizim için iyi olursa” senaryosunu değerlendirirken, yaşanabilecekler şeyleri abartmak neredeyse imkansız—yani okuyacağınız YSZ’li bir gelecek tahminleri abartılı gelirse, bizim hayal bile edemeyeceğimiz yollarla gerçekleşebileceklerini unutmayın. Büyük ihtimalle beyinlerimiz, yaşanabilecek şeyleri tahmin bile edemez.

 

KaynakKaynak

Mutlaka İncele

Yapay Zeka Devrimi : 7. Ölümsüzlüğümüz veya Sonumuz

“Elimizde, muhtemelen insanlığın tüm geleceğinin bağlı olduğu, süresi belirsiz ve son derece zor bir problem …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir